trende

Av.Nezihe ARI'nın Konuşma Metni

02 Ekim 2017 713 İzleme

İyi akşamlar diliyorum.

Ben Nezihe ARI.Turgutluda serbest avukat olarak çalışmaktayım. Büyük bir kısmınızın tanıdığı gibi de Gördesliyim. 

Bundan bir süre önce yine bu salonda Gördes Kadınlar Derneğinin düzenlediği bir başka etkinlikte de hazır bulunmuştum

Birçoğunuza o toplantıdan da aşinayım.

O konuşmama başlarken de söylediğim gibi ;bugün burada sizlerle beraber olmaktan ötürü  mutlu ve açıkçası yine heyecanlıyım

Bugün burada 8 Mart Dünya Kadınlar Gününün anılmasına ilişkin etkinlik nedeni ile toplanmış bulunuyoruz.

TARİHÇE

Anneler günü babalar günü sevgililer günü gibi her özel günün kabul edilişine sebep olan bir olay bulunmaktadır.

Kadınlar gününün kutlanılmasına sebep veren olay ise ne yazık ki kelimenin tam anlamıyla tam bir trajedidir.

8 Mart 1857 tarihinde Amerika'nın New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlar.

Patronlar bu greve zalim ve sert bir şekilde müdahale ederler.

Ve grevin başka fabrikalara sıçramasını engellemek için Greve giden kadınları fabrika binasına kilitlerler. 

Ancak bu esnada beklenmedik bir şey olur ve fabrika nedeni belirsiz bir şekilde aniden yanmaya başlar. Ne yazık ki fabrikada bulunan kadın işçilerden çok azı yangından kaçarak kurtulmayı başarır

Yanan fabrikadan kaçmayı ve fabrikanın çevresine kurulmuş olan barikatları aşmayı başaramayan 129 kadın işçi ise feci şekilde yanarak ölür.

Olay tüm ülkede ve hatta dünyada geniş yankı uyandırır.

İşçilerin cenaze törenine 100 binlerce aşkın kişi katılır.

Aradan geçen zaman içerisinde de bu olay unutulmaz…

Danimarka'da 1910 yılında düzenlenen  kadınlar toplantısında yeniden  gündeme gelir.Ve 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisi oybirliğiyle kabul edilir.

Dünya Kadınlar Gününün 8 martta kutlanmasının arkasındaki trajik olay işte budur! 

Aslında Dünya Kadınlar Günü için ilk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı

Ve değişen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda  anılıyordu.

Moskova'da 1921 yılında düzenlenen kadınlar konferansında  8 mart tarihi Dünya Kadınlar Günü  olarak belirlenmiştir.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları sırasında bazı ülkelerde Kadınlar Gününün anılmasını yasaklanmıştır.

Bu trajik olay kendi ülkesinde meydana gelmesine rağmen Amerika Birleşik Devletleri dahi ancak 1960'lı yılların sonunda Kadınlar Gününü benimsemiştir.

Bu durum dünya kadınlar gününün daha güçlü bir şekilde gündeme gelmesini sağlamıştır.

Ve bunun paralelinde de; Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, 16 Aralık 1977 tarihli oturumunda 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılması kabul edilmiştir.

Ancak muhtemelen ABD’nin Birleşmiş Milletler üzerindeki etkisi nedeni ile olacak ki kutlamaların New York'ta yanarak ölen 129 kadın işçinin anısına yapıldığı hususuna hiç değinilmemiştir.

TÜRKİYEDE KADINLAR GÜNÜ

Türkiye’de kadınlar günü İlk kez 1921 yılında kutlanmaya başlanmıştır.

Ancak yaygın olarak kutlanması ve sokağa taşması 1975 yılından sonraya tekabül eder.

1980 askeri darbesinden sonra dört yıl boyunca kutlama etkinliği yapılmamıştır.

8 Mart 1984'ten itibaren ise her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından Dünya Kadınlar Günü yeniden kutlanmaya başlanmıştır.

90'lı yıllarda kadın kuruluşlarının sayı ve çeşitliliğinin artması ile beraber 8 Mart daha geniş katılımlarla kutlanılır oldu.

Sayın sevgi Cenki ve Şermin Ataman’ın gayreti ile kurulan sizlerin katılımı ile varlığını sürdüren Gördes Kadınlar Derneği de bunun en bariz örneği.

Bu derneğin varlığını devam ettirmesi Gördesli kadının kendini ifade edebilmesi açısında bence çok da önemli.Ve ben kendi payıma elimden geldiğince her türlü katkıda bulunacağımı da bu vesile ile belirtmek isterim.Lütfen sizler de katkılarınızı eksik etmeyin

GENEL

Dünya kadınlar gününde bugün de ta ilk başlarda yapıldığı gibi

Kadınların eşitliği için

Bağımsızlığı için

Politik haksızlıkların ortadan kalkması için,

Daha iyi çalışma ve daha iyi yaşama koşulları elde edilebilmesi için çalışılmaktadır.

Kadın toplumu oluşturan en önemli halkadır.Kadının katılmadığı, kadının yok sayıldığı bir topluluğu medeniyet ölçüleri çerçevesinde değerlendirmek mümkün değildir.

Kadın toplumun içindeyse o toplum medenidir.

Kadın toplumun içindeyse o toplum ileridir.

Kadın toplumun içindeyse o toplum üretkendir.

Kadın toplumun içindeyse o toplum toplum gibi toplumdur.

Kadının yok sayıldığı kadının çıkarıldığı bir toplum toplum vasfını taşımayan basit bir kalabalıktan ibarettir.

Bu çerçevede düşünüldüğü taktirde kadın haklarının insan haklarından ayrı değerlendirilmesi düşünülemez.

Gerçekten de zaman zaman bize çok uzak ,zaman zaman çok yakın gelse de kadının maruz kaldığı bir yığın haksızlık eski şiddetinde olmasa bile halen hem de birçok ülkede devam etmektedir.

Bütün bunlara rağman;

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;

1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.

2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler

3. Çok daha ilginç bir başka bilgi;

4. Dünya’daki tüm mal varlığının ise sadece  % 1’i kadınlara ait

KADIN HAKLARININ KAZANILMASI İLE İLGİLİ İLERLEMELER

Tablo bu denli kötü olunca kadınlar zaman zaman seslerini duyurmak için ciddi girişimlerde ve eylemlerde bulundular

Birkaç örnek vermek istiyorum.

İlk kez 1857 yılında kadınlar 12 saatlik günlük çalışma saatine ve düşük ücrete karşı yürüyüşler yaptılar. Polis tarafından dağıtıldılar.

1908 yılında ekmek ve gül sloganı ile daha iyi gelir, oy hakkı  ve doğum izni için yürüdüler.

Eylemin sloganı bile kadına yakışır zerafetde idi:  "Ekmek ve Gül " 

Ekmek yaşama güvencesi, karın tokluğunu, gül ise daha kaliteli yaşamı simgeliyordu.

Rus kadınlar eksik kalmadı:

1917 de " ekmek ve barış" için grev yaptılar. Yaşam koşullarının kötülüğünü protesto ettiler. Yine dikkat edecek olursanız slogan kadının sevecen ve barışçıl duygularını yansıtmaktadır.

EKMEK ve BARIŞ 

TÜRKİYEDE KADIN SORUNU

Bu gelişmelere paralel olarak

Türkiye'de kadın hakları 19. yüzyıl ortalarından itibaren gündeme gelmiştir. Günümüzde de Türk kadınının ciddi sorunları bulunmaktadır.

Kadına karşı şiddet ve kabadayılık 

Kadının en sıklıkla maruz kaldığı haksızlık görmüş olduğu şiddettir.

Gerçekten de yapılan istatistiklere göre;

Dünyada her 3 kadından 1'i hayatında en az bir kez aile içi şiddete maruz kalıyor.

Kadınlara karşı şiddet dünyada en yaygın, Ancak en az cezalandırılan suçlar arasındadır.

Tüm dünyada;on beş ile kırk beş yaş arası kadınlar,hastalık ve  trafik kazaları ve savaşlardan daha ziyade, erkek şiddetinin sonucu hayatını kaybetmekte veya sakatlanmaktadır

Türkiye'de durum maalesef bundan daha farklı değil.

Türkiye genelinde kadınların neredeyse yarısı şiddete maruz kalıyor. Uzmanlara göre ülke genelinde eşi veya eski eşi tarafından fiziksel şiddete maruz bırakılan kadınların oranı %39.ve kadınların %92 si  maruz kaldıkları şiddet neticesinde hiçbir resmi veya sivil kuruluşa başvurmamakta tabir caizse sineye çekmektedirler.

Bu kadının affedici yanından öte ezilmiş ve çaresiz kimliğinden kaynaklanmaktadır. 

Kırsal kesimde kadının daha ziyade şiddete maruz kaldığı düşünülse de yapılan araştırmalar da kentli kadının da daha farklı konumda olmadığı belirlenmiştir.

Nitekim gazete ve televizyon kanallarında  hemen her kütürde kadının şiddete maruz kaldığına,korunma talep ettiğine ve hatta bazen buna rağmen hayatını kaybettiğine dair çok sayıda haber okumaktayız.

Sokak ortasında eski eşi veya artık görüşmek istemediği sevgilisi tarafından defalarca bıçaklanmak sureti ile vahşice öldürülen kadın haberleri ile karşılaşmadığımız gün neredeyse yok gibi.

Bu değerlendirmeler ışığında kadının en temel haklarının belirlenmesinde dahi erkeklerin eğitilmesinin önemi ortaya çıkmaktadır.

Zira eğitim den uzak erkek kadının yaşamsal hakkı da dahil olmak üzere bir çok hakkını ihlal edebilmektedir.

Eğitim 

Maalesef; Eğitim açısından da tablo pek iç açıcı değil

Türkiye'de üniversite mezunu kadın sayısı hızla yükselirken, ne yazık ki okuma yazma bilmeyen kadın sayısı, hala yüksek seviyede bulunuyor.

Bu neden oluyor;

Ailelerin erkekleri kızlara göre önde tutan geleneksel önyargılarından oluyor

Bu neden oluyor; Birçok ailenin kızlarının bir an önce evlenmesini eğitimden daha önemli görmesinden oluyor.

Bu neden oluyor  aileler çocuklarını evde çalıştırarak gelir elde edeceklerini düşünmelerinden oluyor.

Kadın İş Gücü açısından da önemli ve itici bir güçtür.

Ancak ne yazık ki;Türkiye'de kadınların iş gücüne katılım oranları son derece düşüktür.

Nitekim; Erkeklerin hemen hemen yüzde % 70'i, kadınların ise sadece dörtte biri çalışmaktadır.

Kadın ve erkek arasındaki ücret eşitsizliği ise yasalardaki tüm düzenlemelere rağmen çözülememiş durumdadır.Ama yine de her geçen gün kadın tüm verimliliği ile iş dünyasında da hak ettiği yeri almaktadır.

Kadının çalışma hayatına katılmasını kolaylaştırmak açısından bir takım önlemler alınmıştır.

Örnek vermek gerekirse;

1936'da kadınların yeraltında ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması yasaklanmıştır.

Kadınların en önemli sorunlarından olan doğum izni, ilk kez 1930 yılında düzenlenmiştir.

Kadınlara doğum yardımı ilk kez 1945 yılında verilmiştir.

Kadının da erkekler gibi yaşlılık sigortasından faydalanması için gerekli düzenlemeler yapılmıştır.Hatta birkaç kademe daha ileri gidilerek kadının erkekten yaklaşık 5 yıl evvel emekli olmasına imkan tanınmıştır.

KADIN HAKLARININ İYİLEŞMESİ 

Kadınların talepleri neticesinde başlayan ve halen devam eden zaman diliminde; Dünya’da ve Türkiye’de kadın haklarının iyileşmesine yönelik hatırı sayılı şekilde yol alınmıştır.

Gerçekten de günümüz modern toplumlarında kadın artık  bir birey olarak erkeğin yanında yer almaktadır.Erkek ile aynı sosyal statü ve haklara sahip olacak konuma gelmiştir.

Günümün Türkiyesinde kadın artık erkeğin yaptığı her işi layıkı veçhile ve çok daha iyi yapar hale gelmiştir.Düne kadar kadının yapmasının düşünülemeyeceği meslekler bugün artık kadınlar tarafından gayet başarılı bir şekilde yapılmaktadır.

Ben geçen konuşmamda çevremizde çok sayıda hakim,savcı,avukat,polis,jandarma görevlisi kadınla karşılaştığımı söylemiştim.

Hatta bir İstanbul seyahati esnasında uçağı kullanan kadın pilotun varlığından bahsetmiş bunu çok ilginç bulduğumu ama bundan bir o kadar da gururlandığımı dile getirmiştim.

Aradan geçen bu zaman içerisinde büromuza müracaat eden bir müvekkilimizin ablasının İzmir belediyesinde metro ve tramvay işletmesinde watmanlık görevi yaptığını öğrendim.

Yine bu esnada Türkiyenin en güçlü ve en büyük barolarından biri olan İzmir baro başkanlığına bir kadın avukat seçilmiştir.

Buda kadının günümüzde yapamayacağı hiçbir işin kalmadığını göstermesi açısından önemlidir.

Ben bir dahaki geldiğimde buna benzer daha bir çok örnek verebileceğim düşüncesindeyim.ve inanın bunu da büyük bir zevkle yapacağım.

Burada özellikle ve gurur duyarak da belirtmek isterim ki;

Türk kadını bir çok  hakkına  Cumhuriyet Döneminde Atatürk’ün ciddi çalışmaları ve önderliği neticesinde uygar olarak bilinen ülkelerdeki hemcinslerinden çok daha önce kavuşmuştur.

Medeni Kanun

17 şubat 1926 da kabul edilen türk Medeni Kanunu ile kadına çok sayıda hak tanınmıştır.

Bu Medeni Kanun çerçevesinde erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanma hakkı kaldırılmıştır. Kadına da boşanma hakkı velayet hakkı ve mallarını idare edebilme hakkı tanınmıştır.

Böylelikle sadece erkeğin tek taraflı olarak 3 kez boş ol demesi sureti ile bitirilen evlilik müessesesi çok daha sağlam temeller üzerine oturtulmuştur.

Günümüzde kadına tanınan haklar neticesinde kadın evlilik birliğinde ve boşanma esnasında gerçek anlamada söz sahibidir.

Kadın boşanma esnasında nafaka dahil olmak üzere maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilmekte hatta evlilik birliği esnasında edinilen mallar üzerinde hak iddia edebilmektedir.

Yine miras hukuk açısından da kadın erkekle eşit hale gelmiştir.eski yasalarda kadın ölen anne ve babasından erkek kardeşine oranan daha az hak talep edebilmekteydi.Günümüzde bu eşitlenmiştir.Hatta kadının şahitliğinin erkeğin şahitliğine nazaran daha geçersiz olarak kabul eden yasa değiştirilmiş şahitlik konusunda da tam bir eşitlik tanınmıştır.

İlk etapta bu şekilde kazanılan haklar daha sonraları daha da ilerelemiştir.

Medeni hukukta yapılan en son değişikliklerle aile reisinin erkek olduğu maddesi dahi kaldırılmıştır.

Yine kadının çalışabilmesi için eşinden izin alma zorunluluğu kaldırılmış ve çocuklar üzerinde anne ve babanın müşterek kararı ile hareket etme zorunluluğu getirilmiştir.

Kadın Yapılan son değişikliklerle kocasının soyadı ile birlikte kendi soy adını da bildirmektedir.

Bu kadının manevi açıdan tatmininin yanı sıra maddi anlamda da bir takım karışıklıkları önlemesi bakımından önemli bir gelişmedir.

Çevremizde hem eşinin hem de kendisinin soy ismini kullanan çok sayıda meslek sahibi kadına rastlıyoruz. Ve ben bunun çok da uygun olduğu düşüncesindeyim.

Neden diye soracak olursanız; Mesleğe atılmış kendi soy ismi ile tanınmış bir kadın evlendikten sonra soy ismi değişince sanki farklı biriymiş gibi algılanıyor.

Kadının uzun mücadeleler neticesinde kazandığı en önemli haklardan biri de seçme ve seçilme hakkıdır.Türk kadını diğer birçok hakları gibi seçme ve seçilme hakkına da hemcinslerinden daha önce kavuşmuştur.

Seçme Hakkı

1930'da belediye seçimlerinde seçme, 1933'te çıkarılan Köy Kanunu'yla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme, en son olarak da 5 Aralık 1934'te Anayasa'da yapılan bir değişiklikle milletvekili seçme ve seçilme hakları tanınmıştır 

Ve o tarihten itibaren Türkiye Cumhuriyeti Devletinin zaman zaman değişikliğe uğrayan Anayasalarında ve halen yürülükte olan Anayasasında da kadının seçme  ve seçilme hakkı her zaman anayasal bir hak olarak  varlığını korumuştur.

Anayasamızda yapılan son değişiklikle kadınlar lehine tanzim edilen yasaların ayrımcılık olarak kabul edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.Bu şekilde kadın açısında pozitif ayrımcılık kabul edilmiştir.

Ceza Kanunu

Medeni kanun kadınlara tanıdığı hakların yanı sıra türk ceza kanununda da kadınları korumaya yönelik çok ciddi düzenlemeler yapılmıştır.

Birkaç örnek vermek gerekirse;

Eski yasalarımızda;

Tecavüz mağdurunun hayat kadını olması halinde cezanın indirilmesini öngören yasa maddesi yürürlükten kaldırıldı.

Tecavüze uğrayan kadın evlendiği takdir de tecavüz edene verilen ceza düşüyordu.

Ancak yeni yasada yapılan düzenlemeler neticesinde hiçbir şekilde tecavüz suçunun düşmesine cevaz vermemektedir.

Aile içi şiddetin önlenmesi açısından da benzer bir durum söz konusudur.Şiddete uğrayan kadın şikayetinden vazgeçse dahi davaya kamu adına devam edilmekte ve şiddet uygulayan cezalandırılmaktadır.

Yani şiddete uğrayan kişinin aile içinden olması cezayı arttıran bir hal olarak karşımıza çıkmaktadır.

Aile içi şiddete uğrayan kişilerin korunması için gerekli tedbirlerin alınmasını düzenleyen 'Ailenin Korunmasına Dair Kanun' da yürürlüğe girmiştir.  

Bütün bu yasaların yanı sıra yerel yönetimler ve hatta sivil toplum kuruluşları özellikle şiddete uğrayan kadınlara yönelik hizmet vermeye başlamışlardır.Bunun neticesinde Türkiye'de birçok yerde çeşitli isimlerde kadın sığınma evleri,kadın danışma hatları kurulmuştur.

Özetleyecek olursak kadın hakları konusunda yasalar önünde  arzu edilen yere gelindiği söylenebilir.Ancak maalesef uygulamada kadının çaresizliği halen devam etmektedir.Bunun aşılabilmesi için kadının eğitilmesi kadar erkeğin eğitimi de önem taşımaktadır.Bu tarzdaki toplantıların buna katkıda bulunacağı düşüncesindeyim.

Bu duygular içerisinde bu etkinlikleri tertipleyen Gördes kadınlar derneğine ve katılımınızla renk katmış olmanız sebebi ile sizlere teşekkür ediyor saygılarımı sunuyorum.

Gördes kadınlar derneğinin bir önceki toplantısında günün anlamı ile bağdaşacak nitelikte küçük birer hediyem olmuştu.Bu sefer de elim boş gelmek istemedim.Boynuma taktığım fların bir benzerini de sizlere getirdim.Bugünün anısına lütfen kabul buyurun ve güle güle kullanın.

Bir önceki toplantı ile ile ilgili olarak çekilmiş resimleri ve konuşma metnini büromuzun web sitesinde yayınladık.yine bu konuşma metnini de web sitemizde yayınlamayı düşünüyoruz. web sitemizi ziyeret ederseniz hem bu etkinliği görebilirsiniz hem de bizi memnun edersiniz.

Güzel bi beraberlikti.iyi akşamlar diliyorum.


Av.Nezihe ARI

"Bu yazının tüm hakları Dabakoğlu Hukuk Bürosuna aittir.Ve bu yazı www.sdabakoglu.av.tr adresinde yayınlanmıştır"
    Yukarıdaki ibare eklenemk şartı ile yazarın izni alınmaksızın fikir ve Sanat eserleri Kanuna uygun alıntı yapılabilir.

713 Tıklanma

İLETİŞİM

  • Adres : Turan Mahallesi Yedieylül Yolu No:31 Kat:3 (Bulvar Fırın Üstü)
    TURGUTLU / MANİSA
  • Email : info@sdabakoglu.av.tr
  • Cep : 0(532) 261 11 03
  • Tel : 0(236) 313 55 05