trende

Şahıs Hukuku

07 Ağustos 2017 1314 İzleme

Büromuz şahıs hukuku kapsamında    

1. Yaş ve isim tashihi davaları, 

2. Gaiplik kararı alınması istemli davalar,

3. Vasi ve kayyım tayinine dair davalar ile ilgili olarak da  hizmet vermektedir. 

Şahıs hukuku gerçek ve tüzel kişilerin sahip oldukları hakları ve bu  hakların ihlali halinde nasıl korunacağını belirleyen hukuk  dalıdır.

Şahıs Hukuku Türk Hukuk Sisteminde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) nun Birinci Kitabında gerçek kişiler ve tüzel kişiler olarak iki ana başlık halinde düzenlenmiştir.

GERÇEK KİŞİLER:

Her insan hak ehliyetine sahiptir.Hak ehliyeti Türk Medeni Kanunun 8.maddesinde düzenlenmiştir.

1. Hak ehliyeti

Madde 8 - Her insanın hak ehliyeti vardır.

Buna göre bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmada eşittirler.

Türk Medeni Kanununda erginlik yaşı 18 olarak belirlenmiştir.Kişi 18 yaşını doldurduğu an itibari ile ergindir.

Erginlilk yaşı 18 olarak belirlenmekle birlikte Türk Medeni Kanunu 17 yaşını doldurmuş kişilerin ve hatta bazı durumlarda 16 yaşını doldurmuş kişilerin evlenmesine cevaz vermiştir.Yani evlenme ve erginlik yaşı farklıdır.Evli kişinin 18 yaşını doldurmamış olması halinde bile evlenmek ile rüştünü ikmal ettiği kabul edilmiştir

Rüştünü ikmal etmiş (Ergin),akıl hastalığı vs gibi sebeplerle ayırt etme gücünü yitirmemiş veya herhangi bir sebeple kısıtlanmamış kişi ise  hak edinebilir ve borç altına girebilir.

2. Fiil ehliyeti

Madde 9 - Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir.

Madde 10 - Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.

Madde 11 - Erginlik onsekiz yaşın doldurulmasıyla başlar.

Evlenme kişiyi ergin kılar.

Ayırt etme gücü

Madde 13 - Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.

Çocuk sağ doğmak şartı ile ana rahmine düştüğü andan itibaren -şahsiyet başlar- medeni haklardan istifade eder. Ölüm veya gaiplik kararı ile de şahsiyet son bulur.

1. Doğum ve ölüm

Madde 28 - Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer.

Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.

Kişiliğin ölüm ile son bulması gayet doğal bir neticedir.

Ancak kişinin

Ölümüne muhtemel gözle bakılabilecek bir durumda kaybolması ve bu şekilde kaybolma tarihinden itibaren bir yıl geçmesi

Ya da Son haber alınma tarihinden itibaren en az beş yıl geçmiş olması şartı ile uzun zamandan beri haber alınamayan kişinin de gaipliğine karar verilebilir.

Gaiplik ölümden farklı olarak talep üzerine verilecek mahkeme kararı  neticesinde gerçekleşir. Ve ölüm ile aynı neticeyi doğurur.

Madde 33 - Gaiplik kararının istenebilmesi için, ölüm tehlikesinin üzerinden en az bir yıl veya son haber tarihinin üzerinden en az beş yıl geçmiş olması gerekir.

Mahkeme, gaipliğine karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimseleri, belirli bir sürede bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilanla çağırır.

Bu süre, ilk ilanın yapıldığı günden başlayarak en az altı aydır.

Evlilik birliği taraflardan birinin vefatı ile kendiliğinden son bulur.Ancak gaiplik halinde evlilik birliğinin son bulması mahkemece verilecek ayrı bir karar neticesinde gerçekleşebilmektedir:

Madde 131 - Gaipliğine karar verilen kişinin eşi, mahkemece evliliğin feshine karar verilmedikçe yeniden evlenemez.

Kaybolanın eşi evliliğin feshini, gaiplik başvurusuyla birlikte veya ayrıca açacağı bir dava ile isteyebilir.

Ayrı bir dava ile evlliliğin feshi, davacının yerleşim yeri mahkemesinden istenir.    

Bugün modern hukuk düzenleri,cinsiyet,ırk,din,dil vs. gibi farklar gözetmeksizin bütün insanları şahıs
(birey) olarak kabul ederler.

Nitekim Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 10 Aralık 1948 tarihli kararı ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini ilan etmiştir.Birçok ülke tarafından kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi  6 Nisan 1949 tarih ve 9119 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır.

Bu nedenle İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ Türk Hukuk Sistemi açısından kanun hükmündedir.

 

TÜZEL KİŞİLER:

Belli bir gayenin gerçekleştirilmesi maksadıyla bir araya gelmiş olan şahısların meydana getirdikleri şahıs
toplulukları veya belli bir gayeye tahsis olunmuş bulunan mal toplulukları biçiminde ortaya çıkarlar.

Tüzel Kişi

Hükmi şahıs olan tüzel kişiler, insanların oluşturduğu kişilik hakkı taşıyan kurumlardır. Bu kurumlar Kişiler Hukukuna göre dernekler ve vakıflar'dır.

Öte yandan, devlet kurumları kamu tüzel kişileri olarak kamu hukukunu ilgilendirir.

Şirketler, sendikalar, partiler de medeni hukuk dışındaki tüzel kişilerdir.Daha ziyade Ticaret Kanunu kapsamında değerlendirilmeleri gerekir.

Madde 47 - Başlıbaşına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar.

Amacı hukuka veya ahlaka aykırı olan kişi ve mal toplulukları tüzel kişilik kazanamaz.

İsim ve Soy İsim Değiştirme ve Yaş Düzeltme :

Bu genel değerlendirmeler ışığında uygulamada -ilk başta da söylediğimiz gibi- isim ve soy isim değiştirme ve yaş düzeltme  (Yaş büyütme –küçültme)  davaları sıkça karşılaşılan dava türlerindedir.

Adın değiştirilmesi Türk Medeni Kanunun 27 maddesinde :

Madde 27 – “Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hakimden istenebilir.

Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve ilan olunur.

Ad değişmekle kişisel durum değişmez.

Adın değiştirilmesinden zarar gören kimse, bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebilir.”

denmek sureti ile düzenlenmiştir.

İsim değiştirme davası, Asliye Hukuk Mahkemesinde açılır.

Nüfusun kayıtlı olduğu ya da davacının ikametgahının bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemeleri yetkilidir.

İsim değiştirme davasında nüfus müdürlüğü temsilcisi de hazır bulunur.Eski uygulama daki  savcının da duruşmada hazır bulunma zorunluluğu yeni düzenleme ile kaldırılmıştır.

İsminin değiştirilmesini isteyen kişi reşit değil ve velayet altında ise davayı velisi açar.

İsim veya soy ismini  değiştirmek isteyen kişi haklı bir sebebe dayanmalıdır. İsmin telaffuzunun  zor olması  alay konusu olabilecek anlam taşıması ,kişinin  aslında başka bir ad kullanıyor olması ve bu isimle tanınması  haklı sebep olarak kabul edilen örneklerdir

Aynı konuda iki defa nüfus kaydı düzeltilmesi istenemez.

Kişinin adı değiştiğinde, çocukların kimliğindeki ana veya baba adı değiştirilir.

Kişinin soyadı değiştiğinde, eşin soyadı ve reşit olmayan çocukların soyadı da nüfus müdürlüğü tarafından değiştirilir

Kişinin yaşının (doğum tarihinin) düzeltilmesine ilişkin davalar da benzer özellikler taşımaktadır.

Ancak davacı içinde bulunduğu yaşı tam teşekküllü bir hastaneden alınacak heyet raporu ile de ispat etmek durumundadır.

Ayrıca diğer kardeşlerin doğum tarihleri ve doğum tarihinin hastane kaydı esas alınarak tescil edilmiş olup-olmaması,Nüfus Müdürlüğüne başvuru tarihi davanın kazanılmasında önem arz etmektedir.

Bazı durumlarda kişilerin isim soy isim veya benzeri kişilik bilgileri adlarına kayıtlı tapu kayıtlarında hatalı veya eksik gözükebilmektedir.Bu durumda tapuda isim/soy isim vs.tashihine ilişkin dava açmak gerekir.Ancak bu tarz davalar kişinin mal varlığı üzerinde tasarruf edebilmesine yönelik davalar olup daha ziyade mülkiyet hakkını ilgilendiren konulardır.Yetkili Mahkeme bu durumda da Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Vasi veya Kayyım Atanması:

Madde 396 - Vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır.

Vasi veya kayyım atanması durumu kamu düzeni ile ilgili bulunması nedeni ile  farklılıklar göstermektedir.

Görevli Mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir.

Akıl hastalığı vs gibi sebeplerle ayırt etme gücünü yitirmiş veya herhangi bir sebeple kısıtlanmış kişilerin kendilerini temsili atanacak vasi veya kayyım aracılığı ile mümkündür.

Yine rüştünü ikmal etmemiş küçüğün anne ve babasının bulunmaması veya velayet görevlerini yerine getiremeyecek durumda olmaları halinde de kendilerine vasi atanır.

Bir yıl ve üzeri hapis cezası alan kişilerde yasalarımızda kısıtlı olarak kabul edilmişlerdir.Bu nedenle kendilerine vasi atanması zorunludur. Uygulamada Cumhuriyet Başsavcılığının başvurusu-ihbarı- üzerine Sulh Hukuk Hakimi tarafından gerekli araştırma ve inceleme yapılarak bir yıl ve üzeri hükümlülere derhal vasi atanır.

Ayırt etme gücünü yitirmiş olan kişiler ile ilgili olarak herkes Sulh Hukuk Hakimine müracaatla vasi atanmasını talep-ihbar- edebilir.

Vesayet müessesesi kamu düzeni ile ilgilidir.Hakim gerekli tüm incelemeleri ve araştırmaları res’en yapar.

Vasi veya kayyım olarak atanacak kişilerin belirli vasıflara haiz olması ve özellikle kısıtlı ile aralarında herhangi bir husumet veya menfaat çatışması olmaması gerekmektedir.

Mahkeme kararı ile atanan vasi vesayeti altındaki kişi adına işlem yaparken,mal ve birkimleri üzerinde tasarrufta bulunurken vesayet kararını veren Mahkemeden izin ve onay almak zorundadır.  Ağustos 2011

Av.Kadri Serhat DABAKOĞLU

 

"Bu yazının tüm hakları Dabakoğlu Hukuk Bürosuna aittir.Ve bu yazı www.sdabakoglu.av.tr adresinde yayınlanmıştır."
Yukarıdaki ibare eklenmek şartı ile yazarın izni alınmaksızın Fikir ve Sanat  Eserleri Kanuna uygun alıntı yapılabilir.

İLETİŞİM

  • Adres : Turan Mahallesi Yedieylül Yolu No:31 Kat:3 (Bulvar Fırın Üstü)
    TURGUTLU / MANİSA
  • Email : info@sdabakoglu.av.tr
  • Cep : 0(532) 261 11 03
  • Tel : 0(236) 313 55 05